Başarı ve Başarısızlık

info@kenansakalli.com

Uşak’taki mucizevi bir başarının sonuçlarını değerlendirmekle başlamak istiyorum. Bir dönem dünya battaniye üretiminin %98’ini, yine dünya zig deri üretiminin %70’ini üreten bir merkez iken battaniye sektöründe 500’ün, deri sektöründe 350’nin üzerinde irili ufaklı firma üretim yaparken ne oldu da bu yapı yok olup gitti? Bugün faaliyetini gözleyebildiğimiz 20’li rakamla ifade edebileceğimiz bu işletmeler acaba neden başarısız oldu?

Uşaktaki bu yapı ile aslında girişim konusunda çok ciddi bir başarıya ulaşmışken, sonrasında nasıl olmuşta başarısızlığa uğramış. Her iki sektörde dünya üretim merkezi olarak önemli bir rekabet gücü kazanılmış iken özellikle kârlılık konusunu fiyat rekabeti ile söndürerek yapılan diğer yanlışlarla da birleştirerek her iki sektörü yok olma noktasına getirmiştir. Aslında Tüm dünyada ve Türkiye deki girişimciler arasında da yaygın olan bu hatalar, girişimcilerin başarı göstergelerini düşürüyor. O taktirde girişimcilerin başarısını veya başarısız olma ihtimalini etkileyen faktörleri derinlemesine irdelemek gerekiyor. Çünkü başarısızlığa yol açan faktörler herkes tarafından konuşulduğu, tartışıldığı ölçüde her girişimci kendisine bu doğrultuda yön verip başarı şansını arttırabilir. Uşak bu açıdan olumlu ve olumsuz yönleriyle ele alındığında hem Türkiye hem de tüm dünya da herkesin kendisine çok şey katabileceği bulguları bize veriyor.

Sormak istiyorum Serçe ve Kırlangıç Aralarında ne fark var?

En önemli fark yuva yapış şekilleridir.

Serçeler yuvalarını etrafta ne bulurlarsa çer çöp her şeyi bir araya getirerek yaparlar. Serçeler yuvalarını genelde ağaç dalları üzerine yaparlar. Yuvayı yapmak çok kolay ve hızlıdır. Sonbahardaki sert rüzgarlar bu yuvayı kolayca bozar. Serçe her yıl yuvasını yeniden yapmak zorunda kalır.

Kırlangıçlar ise yalnızca hoş kokulu dal parçalarını toplarlar. Yuvasını yaparken ağzında oluşturduğu harç ile dalları bir araya getirir. Yuvasını zor ulaşılan yerlere ve Duvar köşelerine yaparlar. Yuvasını yapabilmek için çok uğraşır ve zaman harcar. Buna karşın yuvası her türlü kış koşuluna ve sert rüzgarlara dayanıklıdır. Tekrar geri geldiğinde kısa bir bakım ile aynı yuvasını tekrar kullanır.

Yaşamdaki her ilişkimiz aslında bu ikileme gibidir. Ya kolay olan yolu ya da zor olan yolu seçeriz. İşletmelerin kuruluşunu da serçe ve kırlangıç’ın yuva yapışlarına benzemiyor mu? Bu örnekten çıkartabileceğimiz çok sonuç var… Hayata bakış açımız aslında başarı, başarısızlık, mutluluk, acı, huzur, keder sağlık vb sonuçların ortaya çıkmasının da bir göstergesi. Hayat bir ayna biz bakıyoruz o bize görüntümüzü yansıtıyor.

Girişimci kim ? Girişimciliğe nasıl adım atıyoruz, işletmelerimizi nasıl kuruyoruz ? Girişimcilik konusunda Uşakta başarı göstergesinin çok yukarıda olduğunu belirtmiştik. Gözlemlerimizde ve girişimcilerle yaptığımız çalışma sonrasında Uşak ilinin çok kolay başarıya ulaştığını gördük.  İşletme kuruluşunda yaratıcılığın en önemli özellik olmasına karşın bu kadar sayıda firmanın kurulmuş olması taklitçiliğin ne kadar etkin kullanıldığını bize gösteriyor. Bu yapı girişimcilerin başarısız olması ile ilgili sonuçların alınmasını sanki engellemiş. Müşteriniz geliyor, 6 ay sonrasına teslim edeceksiniz ve ücretini bugün alıyorsunuz. Bununla birlikte ürünler standartlara uygun olarak üretilmiyor, tedarik sürecinin etkin yönetilemiyor, teknolojiye, insan kaynaklarına yatırım ve pazarlama faaliyetleri yapılmıyor, eğitim düzenlenmiyor, fiyat politikaları, dağıtım kanalı oluşturulmuyor… ancak yapılması gerekenler yapılmasa da sektörün yükselişinde olumsuz bir etki görülmüyor. Çünkü müşteri ayağınıza kadar geliyor sizden deyim yerindeyse ürünlerinizi yalvararak alıyor. 90’lı yıllarda girişimci olarak iş yaşamında yerini alan bu kitle belki hayalini bile kuramayacağı bir zenginliğe ulaştı. 96 yılında Uşağa yerleştiğimde Uşaktaki lüks otomobil sayısı nüfusa oranladığınızda sanırım en yüksek illerden birisiydi.

Görüldüğü gibi Uşak çok kolay sanayici olmuş bir il. Peki Uşak nasıl başarısız oldu. Firmalarda kurumsal gelişim vb konularda çalışma yapmak üzere görüşmeler yaptık. Bu görüşmelerde trajik olarak bize söylenenler “Hocam sen hayatında hiç işletme sahibi oldun mu? Hiç işletme yönettin mi? Senin üniversitede öğrettiklerinin burada uygulanması mümkün değil…” gibi sözlerdi. Ben iç dünyamda bu sözleri “Zaten sendeki akıl, bilgi işe yarasa sen benim yerimde olurdun…” şeklinde değerlendirdim. Girişimciler gerçekten haklıydı. Çünkü birikimleri onların başarıya ulaşmasında yeterli olmuştu. Türkiye genelinde de birçok akademisyen sahada çalışmak istediğinde bu yapıyı çözemedikleri için çalışmalara başlamadan üniversitelerindeki odalarına geri dönmek zorunda kaldılar ve çalışmalarını oradan yürüttüler.

Burada firmalardaki bu kültür nasıl oluştuğunu değerlendirmek gerekiyor. Ülkemizde 1980 öncesi uygulanan ithal ikamesi modeli rekabetten ve belirsizlikten korkan, devlet tarafından koruma beklentisi duyan bir iş adamı profilinin yaratılmasına neden olmuştur.

24 Ocak kararları ile dışa açık ekonomik modelin uygulamaya konması tam tersine rekabete daha yatkın ve dinamik bir iş adamı profilini ortaya çıkartmıştır. 80’li yıllarla birlikte dünyada ekonomik sınırların ortadan kalkması iyi gözlem yapabilen ve cesaretli riskten korkmayan birçok girişimcinin önünü açmıştır. Uşakta da büyümenin aynı döneme denk geldiğini görüyoruz. Bu yıllarda işletme kurmuş olan her girişimcinin başarılı olduğu görülmekte. Ancak bu dönemde bir şeyler eksik tasarlanmış olmalı ki bugün konum olarak dünya piyasalarında ve ülke içersinde bulundukları sektörde önemli bir güce ulaşmış firma görememekteyiz. Bu durumu girişimcilik yönü de bulunan bir kişi olarak bazı gözlem ve deneyimlerimle değerlendirmek istiyorum.  İşletme kurma kararı verdiğimizde neler düşünüyoruz? Vizyon Misyon, değerler, strateji, kısa süreli hedefleri belirliyor muyuz? Bir işe başladığınızda sonuç aklınızda olmalıdır.

Aslında hepimizin bir misyon ve vizyon bildirimi var. Bunun yazılı hale getirilmesi ve bir kuzey yıldızı olarak kullanılması gerekir. Yönünüzü kaybettiğiniz veya tereddüde düştüğünüz durumlarda kullanmak üzere bir kuzey yıldızına. Yaşamdaki amaçlarınız belirlenmediyse, hangi yöne doğru ve ne hızla koştuğunuzun önemli yoktur. Günlük yaşamda bakıyoruz insanlar 35-40 yaşından sonra birden kariyer değişikliğine gidiyorlar. Şimdi çoğu girişimci soruyor hangi alanda yatırım yapmalıyım. İşletme açısından stratejiyi Andrews “İşletmenin hangi işi yaptığını veya yapmak istediğini: ne tür bir işletme olduğunu veya olmak istediğini tanımlayan amaç, hedef ve görevlerin tümü ve bunları gerçekleştirmek için gerekli yöntemlere verilen addır” diye tanımlamıştır. Peki, gerçekte durum ne? Bugün çoğu firmanın duvarlarında TKY çalışmalarında güzel çerçeveler içersine konulmuş Vizyon Misyon hedefler vb. çalışmaları görüyoruz. Bu ifadeler kopyala yapıştır yaklaşımıyla hazırlanmış birbirinin aynısı. Birçok işletme sahibinin ve tüm çalışanların bu ifadelerden haberi yok. Bu ifadeler tedarikçiler istiyor yada prestij sağlasın diye ISO belgelendirme amacıyla yürütülen çalışmalarda hazır sunulmuş olan çalışmalar. Bu olayın üzücü tarafı benliğimize kadar işlemiş olan başkası için yada kolay kazanmak için yapılan bir çalışmanın ötesine geçemememiz. Asla bir işi yapmış olmak için yapmamak çözüm bu olsa gerek. Hepimiz bazı değerlere sahip olduğumuza inanırız. Günlük yaşama baktığımızda ise bu değerlerin bir kısmının sözde kaldığını uygulamaya dönüşmediğini görüyoruz. Yaşamımızdaki değerler (Sevgi, saygı, dürüstlük vb) neler. Hak yemeyiz diyoruz elemanın sigortasını yapmıyoruz. Bu değerlerin ne kadarı her gün yaptıklarımız ile örtüşmekte.

Diğer taraftan korkularımız bizim başarıya ulaşmamız önündeki en önemli engellerden birisidir. Bazen de başarıya ulaşmamızı sağlayan temel unsurlardan biri olabilmektedir. Örneğin: işten atılma korkusu nedeniyle satış hedeflerine ulaşmamız gibi. Genelde yaşamımız korku odaklı kurulmuştur. Düşmandan korktuğumuz için silahlanırız. Hırsızdan korktuğumuz için kilit takarız. Daha iyi bir iş bulmak için master yaparız… Korkuya önlem almak başarıya ulaştıran bir yol sunuyor bize. Korku ile mücadelede başarılı olmanın yolu aslında yaşamda sahip olabildiğiniz ölçüde sorumluluk. Bu dünyada neden varız yaşıyoruz, bizden sonraki nesillere bir hoş sada bırakmak bizi hayata bağlayacak en önemli sorumluluk duygusu olsa gerek. Zaten bu duyguyu benimseyen, yaşayabilen toplumların başarılı oldukları görülüyor. Korku çok kısa sürede öğrenilir. Kaybetmek de çok kısa sürede mümkündür. Korkuyu kullanmak, insanları düşünmekten alıkoyar. Korkunun olduğu bir ortamda güven gelişmez. Güvenin olmadığı bir işletmede başarıdan söz etmek imkânsızdır. Bazı yöneticiler helikopter yönetimi yöntemi uygularlar. Normalde onlarla iletişim kurmanız veya ulaşmanız zordur. Ara sıra yere iner ve herkesi fırçalayarak tozu dumana katarlar. Sürekli eleştiri ve korku temel davranış biçimleridir.Bireysel başarımı? Takım başarısı mı ? Neyi teşvik ediyorsanız ona ulaşırsınız. İyi bir ürün veya hizmet üretirseniz herkes kazanır. Ancak birlikte hareket edebilirseniz kazanabilirsiniz. Yeni fikirler üretilmez, sorumluluk alınamaz. Korkunun ve güvenin olmadığı yerde yeni fikir veya sorumluluk gibi unsurlar hep boşa çıkar.

Bir işletme içinde korkuyu kullanmak, insanları düşünmekten alı koyar. Korku temelli yönetimler başarısızlığa mahkumdur.

Kurumsal çalışmalarda strateji çok önemli bir adım olarak değerlendirilmektedir. Kişisel yaşamında strateji belirlemeyen ve uygulamayan birisi kurumsal çalışmalarda bu adımı hayata geçirmekte zorlanacaktır. Bu nedenle, çalışmanın adımlarından birisi kişisel gelişim için bir strateji belirlenmesidir. Strateji belirlenmeden çalışma takvimi oluşturulmamalıdır. Bu aşamada üç temel noktada yanıt aranması gerekir. Bunlardan birisi kişisel ve kurumsal beklentiler neler? Hedeflerimiz ne? Bu hedeflere nasıl ulaşacağız? Çalışmanın başarılı olması için, sonucun önceden zihinde canlandırılması faydalıdır. Beş duyumuzu kullanarak sonuca ulaştığımızda neler hissedeceğiz? nasıl görünecek? nasıl bir konuşma gerçekleşecek veya söylenecek? kutlama için yenecek pasta nelerden oluşacak? masamıza hangi çiçeği koyacağız? Bu canlandırma ne kadar gerçeğe yakın olursa sonuca ulaşmak o kadar kolay olacaktır. Hayal edemediğiniz bir şeye ulaşamazsınız.

Bugüne kadar belkide ençok konuştuğumuz konuydu değişim. Kendilerinde değişim yapmak istedikleri bir yönleri olup olmadığını, bu gerçekleştirmek için neler yaptıklarını veya onlara nelerin engel olduğunu sorguladık. Ancak çoğu kimse değişimin gerekliliği yerine mazeretler üzerine değerlendirmeler yaparak başarısızlıklarını gizlemeye çalıştılar. Çünkü ortaya çıkan başarısızlığın nedeni değişim değil (müşteri, teknoloji, rakipler vb. etkenler değil), piyasa kötü. Etrafımızda olan değişimler sonucunda bizde değişiriz. Bazen bir kitap, bazen bir eğitim, bazen de yaşadığımız bir olay bizi değişime yönlendirir. Değişim içten dışa doğru gelişiyorsa bizim kontrolümüzdedir. Örneğin sigarayı bırakmak, sabah koşusu yapmak gibi. Değişim dıştan içe doğru gelişiyorsa, koşullar ne kadar değişmemizi istiyorsa o kadar değişiriz. Örneğin bilgisayarların iş yaşamında giderek artan kullanımı gibi. Kullanım düzeyinizi siz değil içinde bulunduğunuz koşullar belirler. Siz bu koşullara uymak zorunda kalırsınız. Birçok kişi, kurum kendi potansiyelinin ve gücünün farkında değildir. Kişiler bazen bütünü göremediklerinden, bazen de bilgi eksikliği nedeniyle önlerindeki fırsatları göremez ve değerlendiremezler. Bu nedenle işletme sahipleri işletme dışına çıkarak işletmelerini dışarıdan görmeyi denemelidir. Geçmişte başarılan işler ve yetkinlikler sorgulanarak ve de yaratıcılığımızı kullanarak potansiyel ortaya çıkarılabilir. Özellikle çocukken sahip olduğumuz yaratıcılık yetkinliğimiz, büyüdükçe bizim veya çevremizin koyduğu kalıplar nedeniyle kısıtlanmaktadır. Kurum içersinde yaratıcılığın kullanılmasının önünü açmakla ilgili ortam oluşturulmalıdır. Küçük hedefler konularak hangi konularda gelişme sağlanabileceği tespit edilebilir.

En iyi çalışan sistemler ve yöntemler basit olanlardır. Biz günlük yaşamda yaptığımız işleri her geçen gün daha fazla karmaşık hale getirmeye çalışıyoruz. Örneğin: Bilgisayarda kullandığımız Microsoft Word programında en sık kullandığımız özellikler nelerdir? Yalnızca yazı yazmak için kullandığımız bu program diğer özellikleri nedeniyle bilgisayarımızda gereğinden çok yer kaplamakta ve her yeni versiyonu ile sistemi değiştirmeye zorlamaktadır.

Kurum içersinde açık iletişim sistemi kurulmalıdır. Başarılı kurumlarda tüm çalışanlar ne alınıyor, ne kadara alınıyor, satılıyor, ciro, yatırımlar vb. her şeyi biliyor. Bugün basit bir kredi ile, elektrik faturasının ödenmesi ile vb. konularla bile özellikle ilgilenen girişimcileri görüyoruz.

Başarılı olmak için mutlaka bilgili olmak gerekir. Girişimci yeterli parası olmadığına rahatlıkla karar verebilir. Ancak yeterli bilgisi olmadığına çok zor kanaat getirir. Bilgi noksanının farkında olmayan girişimci, param yetmiyor zannederek, bilgi satın almak yerine ödünç para peşine düşüyor. Gereğinden çok kullanılan para da en karlı işi bile zarara dönüştürüyor. Üniversitelerin girişimci yetiştirmesi gereken programları girişimci değil memur yetiştiriyor. Son sınıftaki öğrencilerin aktiviteleri incelendiğinde büyük çoğunluğunun KPPS kurslarına katıldığını görüyorsunuz. Dünya da kişisel gelişim alanında adam başı eğitim 180 saate ulaşırken ülkemizde bu rakamın tekli sayılarla ifade edilebileceğini hepimiz biliyoruz. Kişisel gelişimle ilgili derslerinde programlara konulması gerekiyor. Kişisel gelişim olmadan kurumsal gelişim gerçekleştirilemez.

Yaşam = Düşünce biçimi

  • Düşünceleriniz duygulara,
  • Duygularınız davranışlara,
  • Davranışlarınız alışkanlıklara,
  • Alışkanlıklarınız değerlere,
  • Değerleriniz karaktere,
  • Karakteriniz kadere dönüşür.

İş Hayatında Liderlik

 

Motive Eden

  •  Dinleyin ve sorular sorun
  •  Sırtını sıvazlayın
  •  Birebir ziyaret edin
  •  İlgi gösterin
  •  Her zaman görüşmeye açık olun
  •  Periyodik olarak gelişimini gözden
    geçirin
  •  Gelişimi ve hedefleri birlikte tartışın
  •  Sorunları hızla ele alın
Danışman

  •  Dinleyin
  •  Açıklayın
  •  Gösterin
  •  Yardımcı fikirler verin
  •  Zaman zaman onları da dahil ederek
    hedefler belirleyin
  •  Soruları cevaplayın
  •  Sonuçları/ hedefleri gözden geçirin
  •  Düzenli ve olumlu geri bildirim verin
Kaynak

  •  Gerektiği zaman görüşmeye açık olun
  •  Hedefleri sorun
  •  Sonuçları gözden geçirin
  •  Ödüller verin
  •  Yeni fikirler ve fırsatlar ile kişileri
    zorlayın
  •  Fikir ve görüşlerini sorun
  •  Engelleyici olmayın
Öğretici

  •  Net talimatlar verin
  •  Nasıl yapılacağını ve gösterileceğini
    anlatın
  •  Eğitin
  •  Çalışan için hedef koyun
  •  Yakından denetleyin
  •  Gelişimi övün
  •  Sorunlara tekrar yönelin

 

4 Comments

  1. melis diyor ki:

    Merhaba başarı ve başarısızlık başlıklı yazınız tüm yönleri ile gerçekleri yansıtmaktadır ve eğitimsizliğimizin yansımalarını yaşıyoruz.Eğitim kalitemiziin yükselmesi dilegiyle…

  2. Sevgül diyor ki:

    Kesinlikle çok doğru tesbitler…

  3. yalçın babadağı diyor ki:

    Kenan SAKALLI’nın görüşleri, tespitleri ve çözümcül yaklaşımı çok değerli.bu değerleri uygulamakla fayda sağlayan bir kişi olarak her sözünün dikkate alınmasını düşünüyorum teşekürler.

  4. murat ÜNSAL diyor ki:

    Yalçın BABADAĞI’na katılıyorum aynen öğle bu sözleri iyi anlayın sonunda sizi nereye getireceğini göreceksiniz.

    önce kendi kendinize ben kimin sen kimsin diye soracak ama hayat tecrübeleri ve deneyimler sonunda hem karşınızdakilerin hemde kendinizin KİM olduğunu farkedeceksiniz..

    herşey için teşekkürler Hocam.

Leave a Comment

Current month ye@r day *

shared on wplocker.com